NW Evolution Sezon Finali
- 23 Kas 2016
- 4 dakikada okunur

Karanlığın yükselişi sürüyodu...
Gözlerini “İlk Ağacın” yanında açan kahramanlarımız öğrendiler ki, savaş sadece Dünya’da yaşanmıyordu. Evrenin merkezi dahil her yerde savaş vardı.
Sonja, Anita, Rebecca, Lee ve Ryan, eski kadim efendiler ile beraber omuz omuza Karanlığa karşı savaşıyordu. Kazanamayacakları belliydi ama zaman kazanma fırsatı arıyorlardı. Ve ilk fırsatta Karanlığı uzaklara sürerek, istedikleri zamanı kazandılar.
Eski efendilerden öğrediklerine göre düşmanı yenmek için “İlk Işığı” kullanabileceklerdi. Aslnda bunu zaten ve kısmen tahmin ediyorlardı ama onun bir yüzüğe hizmet ettiğini bilmiyorlardı. Ayrıca Azat Ritüeli hala yapılacaklar listesinde ilk sıradaydı.
İlk ağacın yanında, savaşın ortasında yaşanan münazara bittiğinde hemen Dünya’ya geri döndüler.
Önce meleklerin tetikçisi Bard’ı çağırmaları gerekiyordu. Rebecca’nın hazırlayacağı Call of Angel spell scroll ile onu çağırmaya karar verdiler. Çünkü ilk ışık, aslında kutsal bir kılıç şeklide olduğu için onu en iyi kullanacak kişi bir melek olabilirdi. Hemde assassin bir melek.
- Daha ne olsun!
Ama hızlı olmaları lazımdı. Nasıl daha hızlı olabilirlerdi?
O sırada Lee sesli bir şekilde düşündü ”Eğer bir Rune Kalemi olsa çok daha hızlı olurdu.”
- Evet olurdu! Ve evet zaten var!
- Nerede?
- John... John’un üstünde olmalı.
Lee ve Rebecca, John’a doğru giderken. Di’naio seslendi “Suarez! Uyuyanların üstlerindeki eşyaları nereye koydun?”
Hemen cevap geldi; “Kasaya efendim.”
- Kasaya mı? Ne büyük tedbir!
Lee ve Rebecca kasaya yöneldiler. “Evet Rune Kalemi burada!”
Ama başka şeylerde var ve Rebecca birçok şey hissediyordu kasanın içindekilerde.
-Merak! Bazen bela, bazen de Lütuftur.
Kasadaki bir çok şeyin içinde çok ama çok garip birşeyler çıktı.
Bir, Call of Angel scroll. Bir, Cronos’un Mağbedine teleport scroll.
- Nasıl ya? Tam da bu scrol lara ihtiyacımız varken! Bi dakka.. Ne oluyor?
Herkeste soru işaretleri! “Bu hiç mantıklı değil.” diye konuşulurken Lee duvardaki saatin durmuş olduğunu görüdü. Ve bütün evdeki saatler tam olarak aynı anda durmuştu.
- Heh! Şimdi oldu. Bişeyler var yani...
Anlaşılan o ki, zamanda küçük bir kırılma yaşanmıştı. Ve bu kırılma sadece Di’naio nun evini etkilemişti. O zaman evde bir şeyler değişmiş olmalıydı.
Araştırmalar sırasında Anita “Neden saatin arkasına bakmıyoruz” dedi.
- Evet olabilirdi, hatta öyle olmalıydı.
Saatin arkasında “Loki’ye güvenmeyin!” yazıyordu. Ve bu yazı sanki yıllardır o duvardaymış gibiydi.
- Loki! Neden böyle bir oyun oynadı? Neden yüzüğü sakladı? Neden ve neden?
Anlaşılmıştı ki, Loki yine arkadan iş çevirmişti, tam da kendine yakışanı yaparak.
Loki çağarılmalı ve elindeki yüzük alınmalıydı ama bu iş burada olmazdı. Çünkü büyük bir çarpışma yaşanabilirdi. Bu nedenle Shamakt Şatosuna gidildi ve önce Call of Angel spell ile Bard çağarıldı:
Hızlı bir özet ile Meleklerin Assassin’ine olaylar anlatıldı ve hiç sorgusuz sualsiz bir müttefik kazandılar.
Sonra Bard’dan yardım alınarak Call of Demon spell ile Loki çağarıldı. Loki kahramanların yanına geldiğinde hesaplamadığı ve bilmediği birşey vardı. O da Bard’ın nasıl bütün melek ve şeytanlardan üstün olabildiği.
Kısa bir dialoğun ardından kaçmaya teşebbüs eden Loki, Kadim bir zincir pranga ile ellerinden kelepçelendi, Bard tarafından.
Kelepçenin özelliği ise, her kim olursa olsun tüm güçlerin kullanılmaz hale gelmesi, insan gibi olmasını sağlamasıydı.
Artık ilk ışığa ait yüzüğün nerede olduğunu bulmak daha kolaydı.
Sonja, Loki’nin aklına girdi ve yüzüğün Sonsuzluk Çantası’nda olduğunu gördü.
- Sonsuzluk Çantası? nasıl? Loki’nin eline nasıl geçti ki?
Olay daha ilginç oldu. Çünkü o çanta Cron’da olmalıydı. Biraz önce, Di’naio’nun evinde de zaman ile ilgili birşeyler olmuştu.
- Cron yardım ediyor. Çok şükür!
Ryan ve Sonja çantayı buldular ve içinden yüzüğü aldılar. Ancak akıllar hala bu eşsiz ve bulunmaz çantanın nasıl ve neden Loki’de olduğunda kalmıştı.
Sonja, Loki’nin aklına tekrar girdi. Ve oyunun arka planı netleşti. Loki Viviana’ya aşık olmuştu.
- İlginç! Loki aşka düşmüş.
Loki’nin aklından görünüyor ki, Loki, Viviana’ya yardım ediyor. Hemde Ivan’dan habersiz!
Viviana Ivan’a değil Ivan’ın beraberinde getirdiği varlığa aşık olmuş ve Azat Ritüeli’nin yapılmasını istiyor. Çünkü Azat Ritüeli, Karanlık Varlığın yani “hiçliğin” göderilmesini sağlamayacak, ritüelin gücü buna yetmeyecek. Sadece Ivan’ı ondan ayırıp geri gönderecek fakat Karanlık Varlık bu Dünya’da serbest kalacak. Bu sayede, bu Dünya’da olan ama buraya ait olmayan varlığın sınırları kalkacak.
- Mümkün! Peki soru şu; Karanlık Varlık nasıl mağlup edilecek?
O sırada kahramanlarımızın aklı tekrar çantaya yönelir.
- Bu çantanın Loki’de ne işi var?
“Eğer, İlk ışık varsa, ilk karanlıkta olmalı..” dedi birileri.
Ve çantadan “ilk karanlık” çıktı.
Kısa bir beyin fırtınasının ardından, İlk Işık yüzüğünü daha önce takmış olan Ryan, elindeki kılıç şeklindeki İlk Işığı yuvarlak bir kafes şekline çevirdi. Amaç; İlk Karanlığı, İlk Işığın içine hapsetmek ve İlk Işığın baskın gelmesini umarak, Loki’ye takılan kelepçe gibi etkisiz kalmasını beklemek.
- Oldu! Galiba kazanıyoruz...
O sırada zamanın ötesinde bir delik olan çantanın içini göremeyen Cronos belirdi yanlarında.
Karanlık tarafından ele geçirildiği için siyahlaşmış gözeleri ile Ryan’ın elindeki İlk Karanlığa bakyordu.
Bir saniyenin ufacık parçaları, sanki dakikalar olmuştu. Zamanın efendisi Cronos, Ryan’ın elindeki karanlık ve yuvarlak şeyi almak üzereydi.
- Hayır!
Tam o sırada, hiç kimsenin fark etmediği bir şey oldu.
Dany, Cronos’un arkasında belirdi ve onun omzundan tuttu. Cronos şaşırmış bir halde arkasına baktı ve Dany’yi iterek uzaklaştırdı.
Artık diğerleri için zaman durmuş gibiydi. Saniyeler, günlere denk ilerliyordu.
Cronos İlk karanlığın soğukluğunu avcunda hissederken, Simone un kılıcı indi Cronos’un önüne.
Dany, tüm gücü ile diğerlerinide kendi zamanına denk tutuyordu. Çünkü Cronos ve Karanlığı tek başına yenemeyeceğini biliyordu.
Kain ve Allen’da indi yanlarına. Hepsi beraber Cronos’u küreden uzak tutmaya çalışıyorlardı. Bu sırada Dany zamanı itiyor, Cronus ise tüm gücü ile çekiyordu...
Zaman, çatırdayan bir cam köprü gibi çatlamaya başlamıştı.
Çıkan kozmik sesi duyan hiçbir canlının yaşama şansı yoktu.
Asırlar ile saniyeler yan yana ilerler oldu.
Etraf kararmış ve oluşan zaman deliği gözle görülür olmuştu. Zamanın başlangıcı ve Sonu aynı anda etraflarında dönüyordu.
Ve bitti.
Bir anda her şey normale döndü.
Shamakt’ ın bahçesinde uçuşan kuşların kanat sesleri duyuldu.
- Ne oldu? Başardık mı?
Cronos kontrolsüzce yere yığıldı. Işık üstün geldi, Karanlık hapis oldu.
Shamakt’ın bahçesindeki çimenler artık yoktu ve toprak beyazlaşmıştı.
“Heralde Cronos’un gelişi yüzünden oldu” diye düşündü bahçedekiler.
Sessizce birbirlerine bakarken...
Tanrı indi...
Zaman durmuştu. Bilinen evrenin tamamı içindeki bütün canlı cansız herşey ile beraber hareketsiz kaldı. Sadece Ryan, Lee, Rebecca, Sonja, Anita ve Tanrı için zaman vardı.
Tanrı, havada asılı duran küre kafesini avuçlarına aldı ve Ryan’dan İlk Işık yüzüğünü istedi.
Ryan’ın bütün düşünceleri yok olmuş gibiydi. Gözlerini hiç kırpmadan karşısında duran orta yaşlı ve kel bir Tapınak Rahibi görünümündeki adama bakıyordu. İçindeki saygı ve ayidiyetlik hissi, tarif edilemezdi.
Hep beraber aynı hisleri duyuyorlardı ve diz çöktüler. Ryan Yüzüğü uzattı. Tanrı yüzüğü Ryan’dan alırken “Bu dünyaya iyi bakın.” Dedi.
- Ne? Nasıl yani? Peki sen?
Ve ışığa dönüşmüş gövdesi ile gökyüzüne doğru uzaklaştı.
Işık uzaklaştığında arkasında bir beyaz sütun bıraktı..
- Bu bir Totem mi?
Bu bir Totem’di ve mutanta dönüştürülmüş yüzlerce Nefilimi normal bir Watcher haline getirecekti.
Ve belkide nesli tükenmekte olan Watcher’ların kurtuluşu olabilirdi.
Bu, yeni bir başlangıç ve yeni bir düzen olabilirdi...








































Yorumlar